“Yazmanın bütün sırrı, yeniden yazmaktır”

“The whole secret of writing is rewriting” demiş Baba (The Godfather) serisinin uyarlandığı romanın yazarı olan Mario Puzo.

“Yazmanın bütün sırrı, yeniden yazmaktır”.

Bu cümle kerameti söyleyen zata ait olan yücelikten herhangi bir parlaklık kazanan bir cümle değil. Hedef aldığı yazmak eylemine yönelik dar bir çerçeveye de sıkıştırılabilir değil. Ufku ve de kapsama alanı geniş, ifade yeteneği üstün, kabiliyet-zeka-çalışma üçgenin tepesindeki her şeyi gören göz türünden bir cümle bu.

Sözlerim insanın sesinin güzel olması gibi doğuştan gelip gelmediği tartışma götürmeyen yetenekler meclisinin dışındadır. Yine insanın ancak Einstein, Tesla veya Hawking derecesinde üstün bir zeka ile üstesinden gelebileceği işlere “biz de yapabiliriz, haydi canlar bir olalım” türünden bir kanca atmak niyetinde de değilim. Ve uzaylılara olan inancımızı pekiştiren adam Messi gibi, “Allah bu adama bir şeyler bahşetmiş olmalı” inancında olanların çoğunlukta olduğu istisnai örnekleri kapsamıyor. Sadece sözün bende uyandırdığı etki sonrası, anlamını olabildiğince genelleştirme denemesi. Söylemiş olayım.

Bu cümle başaramadığımız, beceremiyor olduğumuza kanaat getirdiğimiz her iş için bir ön yargı duvarı ördüğümüz düşüncesini doğurdu zihnimde. Evirip çevirip, meseleyi yaratılıştan gelen bir yeteneğimiz olmadığına, başarılamayan o iş için karakterimizin, kişilik yapımızın filan müsait olmadığına vardırıyoruz. Meseleyi yekten veya en nihayetinde, bir şekilde kadere, Allah’ın adaletine veya hükmüne havale ettik mi, kırmak istemediğimiz ön yargılarımızın emniyetli sularında yüzebiliyoruz. Bize sorsan iyi yazamıyor olmamızın yegane sebebi sözel zekamızın gelişmemiş olması, veya telli bir enstrüman çalamıyor oluşumuz parmaklarımızın kütük gibi olmasından başka bir şey değil. İşte Mario Puzo yazmak eylemi penceresinden bakarak, bunun sanıldığı gibi olmadığını sade, basit ve sırf sade, basit olduğu için de son derece şık bir şekilde dillendirmiş kanımca. Üstelik yazmak işini çok iyi yaptığı ispatlanmış bir adamın kendi yaptığı işi bu kadar basite indirgeyip, kendi büyüsünden bir şeylerin eksilmesi pahasına söylemiş olması da söylenen söze ayrı bir anlam katıyor.

Futbolla az çok ilgili olan hiç kimseye Pierre Van Hooijdonk ismi yabancı gelmez sanırım. Ve hiç kimse de çok üstün yetenekli bir dünya yıldızı olduğunu iddia etmez herhalde. Yalnız, vaktiyle bu adamın dünyanın en iyi frikik atan bir kaç adamından biri olduğu fikri ortak olsa gerek. Messi, Maradona, Pele bu kadar iyi frikik kullanabildiler mi ? Cık. Peki Pierre Van Hooijdonk‘un sırrı neydi ? Allah tarafından bir hediye mi ? Bir mucize mi ? Bir doğaüstü olay mı ? Hayır. Yeterince denemiş, yeterince tekrar etmiş olması. Hemen her antrenmandan sonra frikik çalıştığı gerçeği. Belki daha doğru bir ifade ile frikik atmak işini, çok iyi yapar hale gelene kadar yeterince tecrübe etmiş olması. Kısacası bu işe gönül verip, azmedip, çalışmış olması. Her üstün yetenekli futbolcunun -ki bunlar arasına nice nice “10 numaralar” dahil edilebilir- iyi frikik attığı gibi bir genelleme de komik olacağına göre, bir düz bir ters yöntemiyle bakınca bu tez kendini doğruluyor gibi.

Veya ben, cevval Öss gençliği zamanlarında 30 Geometri sorusunu 15 dakikada çözerken bir keramet mi gösteriyordum naçiz bedenimde ? Geometri bilgisi üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olduğunu bilmekten çok da öteye geçmeyen sözelci, ve gördüğü her üçgenin tabanına bir dik indirmek alışkanlığı edinerek bir adım öteye geçtiğini sanan eşit ağırlıkçı arkadaşlarım nasıl bir gıpta ile bakarlar, ne methiyeler düzerlerdi oysa ki sayısal zekama. Vaktiyle gururum okşanmıyor, kendimi bir halt sanmıyor da değildim. Neydi peki ? Elbette ki hayatın dış kulvarlarında başladığımız yarışın Öss etabında aradaki farkı kapatıp bir boy öne geçme azminin getirmiş olduğu, vicdani yükümlülüğün gerektirdiği derecede çalışmaktan başka bir şey değildi bu. Yeterince tecrübe etmiş, yeterince denemiştim Öss Geometri müfredatını ve bu müfredattan türeyebilecek soruları, çözümlerini. Yoksa soruyu gördüğüm anda cevabın olsa olsa ne olabileceğini kalp gözüm ile görüyor değildim.

Özgeçmişinde “okuma iyi, yazma iyi, konuşma iyi” yazan Türk gençleri olarak bir video konferansta sular seller gibi İngilizce konuşan birilerini gördüğümüzde ifrit olmaz mıyız ? Gıbtadan hasete yaklaşmaz mı hislerimiz ? Sebep ? Yok arkadaş biz beceremiyoruzdur konuşmayı, dilimiz dönmüyordur, kıvrak değilizdir. Oysa ki sorsan okumakta ve anlamakta sorunumuz da yoktur. Olmuyordur işte. Ezber kalıp ifadelerin dışında yeterince İngilizce konuşmamış olduğumuz, konuşmak konusunda odun düzlüğünde ve sertliğinde olduğumuz, ham olduğumuz, pişmediğimiz ve de yanmadığımız açıkken…

Bazen bu durum “ulan şu adam şu işi nasıl yapıyor” diye hayretler içinde kalarak izlediğimiz, veya “kafa kesin dumanlı” diyerek okuduğumuz her hafızalara işlenmiş şiir, her köşesi tırnaklar içindeki paragraf için genelleştirilebilirmiş gibi geliyor. Hani elbette ki insanın bir işi becerilebilirliğini etkileyen, mayasına, karakterine, çevreden edinmiş olduğu alışkanlıklarına ve fiziksel özelliklerine dair bir takım faktörler var. Meyil kazandıran, yönlendiren, müsaitleştiren unsurlar. Bestekar bir anne babanın oğlunun da müziğe meyledip bu konuda mesafe katetmesi, ya da yazar, şair tayfasının genel itibariyle belli bir ekonomik veya sosyal-toplumsal gelişmişlik seviyesindeki ailelerden çıkıyor olması, ya da uzun boylu olmanın basketbol konusunda bir avantaj sağlaması, aktör adamın aktör oğlu gibi…İşte bu müsaitleştiren etkenlerin tali etkenler olduğunu düşünüyorum.

Verdiğim örnekler üzerinden bu tezi ne kadar genelleyebileceğimiz, bu genellemenin istisnalarının neler olabileceği tartışılabilir. Ayrıca zekanın birincil ve tek faktör olmadığı yönünde köşeli sözler söylerken, çalışmaya da taşıması gerekenden öte metefizik bir anlam yüklemek istemem. Ya da söylediklerimde “çalışın, isteyin olur” türünden kişisel gelişim pohpohlayıcısı nidaları barındırmak. Hatta “The Secret” da olduğu üzere “sadece isteyin” saçmalıklarının kıyısından kenarından geçmek de. Gerektiğince çalışmanın, tecrübe edinmenin insana çoğu kere bir kabiliyet kazandıracağını söylüyorum sadece. Ve bu yaklaşımın her başarıyı zekaya ve Allah vergisi bir yeteneğe bağlamak yaklaşımdan daha anlamlı, daha anlaşılabilir olduğunu düşünüyorum.

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail

Java Enum Reverse Lookup

Java 1.5 sürümü ile birlikte gelen Enum sınıfı genel itibariyle sabit verileri tanımlamak için kullanılır. 1.5 öncesi static final olarak tanımlanan sabit verilere denk gelir bir nevi. Çoğu zaman da bu sabit verilerle ilişkilendirilmiş bir kod eşlemesi yapılır. Döviz-döviz kodu, elemen-element simgesi, durum-durum kodu gibi…Bu kod tanımı Enum sınıfın yapılandırıcısına parametre geçilerek yapılır.

public enum Gender {
	Male("M"),
	Female("F");

	private String code;

	private Gender(String code) {
		this.code = code;
	}

	public String getCode() {
		return code;
	}
}

Herhangi bir enum değerin code alanına

Gender.Male.getCode()

şeklinde erişebiliriz.

Bahsetmek istediğim ise bunun tam tersi durumda yani code alanından enum değere erişmek istediğimiz durumda ne yapılabileceği. Bu durumun tam karşılığı “enum reverse lookup”.

public enum Month {
	JAN(1),FEB(2),MAR(3),APRIL(4),MAY(5),JUN(6),JUL(7),AUG(8),SEP(9),OCT(10),NOV(11),DEC(12);
	private int code;

	private Month(int code) {
		this.code = code;
	}

	public int getCode() {
		return code;
	}

}

şeklinde bir enum sınıfı olduğunu varsayarsak code alanından Month enum değerine

public Month getMonthFromCode(int code){
  for (Month month : Month.values()){
	  if (month.getCode() == code)
		  return month;
  }
  return null;

şeklinde erişilebilir.

Fakat her seferinde bir for döngüsü ile enum değerleri içinde dönmek yerine static bir Map tanımlayıp, bütün enum değeri-kod eşleşmeleri bu Map‘e koyularak, istenen enum değere her seferinde tek hamlede de erişlebilir. Şöyle ki;

public enum Month {

JANARY(1),FEBRUARY(2),MARCH(3),APRIL(4),MAY(5),JUNE(6),JULY(7),AUGUST(8),SEPTEMBER(9),OCTOBER(10),NOVEMBER(11),DECEMBER(12);
	private int code;

	private static Map enumCodeMap;
	static {
		enumCodeMap = new HashMap();
		for(Month month : Month.values()){
			enumCodeMap.put(month.getCode(), month);
		}
	}

	public static Month getMonthFromCode(int code){
		return enumCodeMap.get(code);
	}

	private Month(int code) {
		this.code = code;
	}

	public int getCode() {
		return code;
	}

}

şeklindeki bir enum tanımı sonrası

Month month = Month.getMonthFromCode(6);
//JUNE

denilebilir. Bu şekilde static bir tanım ile JVM, Month enum sınıfını yüklediğinde hazır hale gelmiş olan enumCodeMap değişkeni üzerinden her seferinde teknik olarak da, kod satırı olarak da tek hamle ile istenen enum değere erişilmiş olur.

Düzenleme : Bu durumla tam olarak örtüşen bir örnek, periyodik cetveldeki elementlerin tutulduğu bir enum sınıfı olabilir. Element adı enum değeri, element simgesi kod olacak şekilde oluşturulmuş olan bir Element enum sınıfı düşünülebilir. Altın’ın simgesi olan “Au” ya erişmekten ziyade, simgesi “Au” olan elemente erişmek lazım olduğu durumlarda bu yöntem kullanılabilir

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail

Chrome İçin “budaneki” : Cleeki

Firefox kullanıcıları için bulunmaz nimet türünden bir eklenti olan budaneki‘den bahsetmiştim. Arada Firefox sürümleri ile uyumsuzluk sorunu yaşasa da şu anda böyle bir sorun yok. Firefox’cular budaneki‘yi şuradan yükleyebilir.

Chrome için benzer bir eklenti var mıdır, hanidir nerededir derken Cleeki‘yi öğrendim. Bir nevi Chrome için budaneki. Tıpkı budaneki gibi seçilen kelimenin üzerinde beliren bir pencere aracılığı ile Google, Google Translate, Wikipedia, Youtube ve sair kaynaklardan bilgi alınabiliyor, nedir ne değildirine bakılabiliyor. Ayarlar kısmında halihazırda barındırdığı arama yapılabilecek sitelerden hariç, siz de site ekleyebiliyorsunuz. Yardımcı pencerede kaç site belirecek, hangi siteler belirecek, efendim işte kelime seçildikten ne kadar süre sonra bu pencere belirecek, boyutu ne olacak gibilerinden bir dolu ayar yapılabiliyor.

cleeki

Chrome kullanıcıları Cleeki‘yi şuradan yükleyebilirler.

Firefox her ne kadar Türkiye’de popülerliğini Chrome’a kaptırmış olsa da, severiz kendisini. Yeri ayrıdır. Cleeki Firefox’a da eklenebiliyor. O da şurada

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail

Kadın Ruhu Karmaşıklığına Erkek Öküzlüğü Antitezi

Mevzu Elif Şafak‘ın kadın ruhunun karmaşıklığını ve anlaşılması zorluğunu anlattığı şuradaki yazısından çıktı. Hak vermiyor değilim söylediklerine. Kadına dair söylediklerinin çoğunun doğru olduğunu da düşünüyorum. Amma lakin ki tam da o yazıda olduğu gibi, birileri kadın ruhunun inceliklerinden, karmaşıklığından bahsetmeyegörsün, karşı cins olan erkek hemencecik, oracıkta alnının ortasından vurulur ve sürüklenerek karşı kutuba konulur. Ki böylece tezi, antitez ile anlatabilme fırsatı doğar. Hemcinslerime yapılan bu haksızlık karşısında daha fazla sessiz kalamazdım : )

Sözüm bu gibi durumlarda erkek cinsini olmadığı kadar karikatürize eden yazar, çizer, düşünür tayfaya. İlla da tezinizi anlatacaksınız diye, erkeği öküz pozisyonuna koymak zorunda değilsiniz. Bu kadar hiç etmek, bu kadar tezatlaştırmak zorunda değilsiniz. Annemin akşam okul dönüşü beyaz gömleğin yakasına bakıp “O ne öyle, simsiyah olmuş bi günde” demesindeki simsiyah tabirinin aslında bildiğimiz ter lekesi rengi sarımtırağı ifade ediyor olması gibi. Ya da saatin 9’u 5 geçmesinin “10’a geliyor” olması için yeterli olması gibi.

Erkek ruhu da incedir arkadaş. Onun da anlaşılmaz halleri vardır. O da kendi içinde bir dolu gelgitler yaşayabilir, keşiflere filan çıkabilir. Veya o da bir sabah uyanmak için sebep bulamayabilir. Sebepsiz yere melankoliye saplanmış olabilir. Özel günleri yoktur belki ama hemen her gün tersinden kalkıp dünyaya sataşabilir. Hatta kimileri (“bizim bi arkadaş” geyiği üzerinden bu adamın ben olduğu gelmesin akıllara, ama burada kim olduğunu söylemeyeceğim tabi) Ay’a bakıp ne kadar duygusala bağladığını filan söylediğinde, hemen yanındaki daha az duygusal arkadaşı tarafından türlü belaltı şakalara, komikliklere maruz kalabilir. Diyeceğim o ki, olur. Elbette ben de tezimi savunurken tam bir antitez üretmeyeceğim. Kadınlardan daha karmaşık, duygusal, anlaşılamaz filan olduğumuzu söylemeyeceğim. Kadınlara nazaran hayatı daha analitik düzlemde ele aldığımız, daha somut varlıklara ve verilere dayandığımız ortada. Ama yine de, karşı cins olsak da, en nihayitinde biz de sizin gibi bedenine ruh üflenmiş varlıklarız arkadaş…

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail

Galat-ı Meşhur Lügat-i Fasihten Evladır

“Galat-ı meşhur lügat-i fasihten evladır” tabiri kısaca; “yaygın olan yanlış, bilinmeyen doğrudan iyidir”e denk geliyor. Kanımca müthiş bir tabir, muhteşem bir tanımlama. Öğrendiğimden beri elimde çekiç çivi arıyor gibiyim. Algıda fena seçiciyim. Bir metro muhabbeti sırasında örneklendirmeye çalışırken kilitlendiğimiz bu durum için, şimdilerde bir sürü örnek uçuşuyor aklımda.

Geçen öğrendiğim “Altı kaval üstü Şişhane” nin, doğrusunun meğer “Altı kaval üstü şeşhane” olması gibi. Direk alıntılayayım ;

Uyumsuz iki şeyin bir arada bulunmasını” ifade etmek için kullanıyoruz bu deyimi. Kökeni belli değil. Ancak şöyle bir hikâye anlatılır: Eskiden topların iç yüzeyi düzdü. Yani “kaval” gibiydi. Zamanla mühendisler, merminin döndüğünde daha hızlı gittiğini, böylece daha delici hale geldiğini buldu.

Bunun üzerine topların ve tüfek namlularının içine “yiv” denilen boğumlar, çizgiler koydular. Altı boğumlu yive de bizde şeşhane (yani 6 kısım) dendi.

Ancak bir adamın aklı yatmamış buna. Yarısı eski tip “kaval” (yivsiz), üst kısmı ise “şeşhane” (yivli) bir tüfek yapmış kendine. Olmuş size altı kaval üstü şeşhane bir tüfek.

Zaman içinde “şeşhane” “Şişhane” ye dönüşmüş. Şimdi gel de bunun doğrusunu kullan.

Ya da bir diğer durum Nike‘nin nasıl okunduğu. Yaygın olarak “nayk” diye okunduğu ve böyle kanıksandığı halde nasıl olur da “nayki” diye okursun. Öyle olmasa bile çıkıntı durur, ukala kaçar.

Şöyle bir bakındım nette, başka nasıl örnekler var diye. Sürüsüne bereket. “Kara sevda” tabirindeki sevda kelimesinin anlamının da kara olmasından dolayı ortaya garip kelime ikilisi çıkması, veya eşkiya kelimesinin kendi başına çoğul olup da eşkiyalar şeklinde kullanıldığında çoğulluğunun ikilenmiş olması gibi. Örnek çok…Hatta o kadar ki şöyle bir tabirimiz de varmış; “Galat-ı meşhur zamanla galat-ı meşru olur”

Bu konuda galat-ı meşhur’un yani yaygın yanlışın, hangi anlam olduğu konusunda benim de fikir belirtmek istediğim bir atasözü var; “Teşbihte hata olmaz“. Tdk bunu;

Yeri geldiği zaman çirkin, kaba bir benzetme ile anlatıma daha etkili bir hava verilmesi saygısızca bir davranış değildir, kimse bundan alınmamalıdır.

şeklinde izah etmiş. Yapılan teşbihe gücenmece, alınmaca olmaz demiş hani. Bu atasözünün bu anlamı ifade ettiğini düşünmüyorum. Doğrusunun “teşbih(benzetme), öyle bir şeydir ki benzetilen ile benzeyen arasındaki ilişki yanlış anlaşılmalara, kırgınlıklara, incinmelere sebebiyet verebilir. Bu yüzden teşbih yaparken dikkatli olunması gerekir, hata kaldırmaz” şeklinde bir anlam olduğunu ve böylece, iddialı olacak galiba ama, galat-ı meşhur olanın Tdk’nın açıklaması olduğunu söylüyorum vesselam : )

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail