Varım o halde yazıyorum…

Metro yolculukları

Mart 6th 2010 Edebiyat

Sevemedim, sevmiyorum metro yolculuklarını. Yerin altında, kapalı ve pencerelerinin ötesinde karanlıktan ve gri betonlardan başka bir şey vadetmeyen bir mekanda insanların tüneldeki o boş -ama hakikaten boş- karanlığı seyrettiği, bakışların sürekli birbirleri üzerinde gezinip sonra boşluğa doğru çevrildiği bir gidiş bu, belki de gidemeyiş. Duraklar sabittir, kaç dakikada nereye varmış olunacağı, duraklarda kaç saniye duracağı tam olarak belirlidir. Belki de bu kesinlik boğuyordur beni, ihitmallerin omadığı, “dümdüz bir ray üzerinde” gitmenin dayanılmaz netliği, düzlüğüdür belki. Bilemiyorum bana has bir durum mudur ineceği istasyona kilitlenip geçmesi gereken durakları, dakikaları sayma takıntısı ve bu boğucu kesinlikten sıyrılıp hayatın bilinmezliğine devam etme hissiyatı. Geride kalan her durak daha az karanlık vadedermiş ve daha az kesinlik demekmiş gibi hissediyorum. Hani acaba yollardaki trafiğe takılmama ihtimalini mi seviyorum ? Sol şeritten geçerken türlü küfürler savuracağım bir Ferrari görme ihtimalini belki, belki de bir taksi-minibüs-iett üçgenindeki dar alanda kısa paslaşmaları. Ya da daha sıradanı dalıp gitmek, neye baktığının hiçbir önemi olmadan. Bir tabelada görmek sevgilinin adını ve bir sevinç duymak içinde, son anda kırmızı ışığa takılmaktan sıyrılmak ya da.

Seyahat etmenin doğasının bir gereğidir görmek, seyretmek ve keşfetmek. Varılacak yere doğru giderken bir keşif halinde olmayı kastediyorum hani. Bir temaşa. Hoş aynı seyahati hemen her gün yaparken onun adı ne kadar temeşa olur o da ayrı mevzu. Yine de tam da bu duygu eksik metro yolculuklarında. Keşif duygusu. Ne ile karşılaşılacığının malumluğu, heyecansızlığı. Gözlerin hiçbirşey göremeyecek olmasının karamsarlığı. Ne cadde boyunda yürüyen insanlar görebilirsiniz, ne de şehrin telaşına, semtin kimliğine dair herhangi bir şeye tanıklık edebilirsiniz. O anda şehrin de semtin de dahilinde değilsinizdir çünkü. Fiziksel olarak da :), ruhen de…

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail



gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

Uzun zamandır seyretmek aklımdaydı. Nihayet izleyebildim. 1957 yapımı olan film, IMDB’deki yerini ve kendisine yapılan türlü methiyeleri sonuna kadar hakediyor. Bir tiyatro eserinin sinemaya uyarlanmış hali imiş meğersem. Başladığı sahnede bitiyor film. Önyargıların dayanılmaz hafifliğinden, insan kibrinin ait olduğu benliği ne denli kendisi ile çeliştirebildiğine kadar bir çok sosyal konuyu inceden inceye işleyen böylesi bir […]

Önceki Yazılar

Projeler dallanıp büyüdükçe sınıflar artık okunulmaz, anlaşılmaz ve hatta yer yer içinde bir ben yokum tadında bit pazarı kıvamına geldiyse refactor kaçınılmaz olmuş demektir. Eclipse’in bir güzel özelliği de tam olarak burada karşımıza çıkıyor. Sınıfları özelleştirerek ayrıştırma, bölme işlemi sırasında istenilen metotlar “Outline” perspektifinden çoklu bir şekilde seçilip (CTRL ile) daha “Refactor->Move” seçeneğinden istenilen sınıfa […]

Sonraki Yazılar

Sharing
Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail