Anti Facebook !

Teknoloji ve onunla beraber internet hayatımızın içine bu kadar girdikten sonra nihayet bu durumun sosyal etkilerini tartışır hale gelmiş durumdayız. Hatta “Teknoloji insanı asosyalleştiriyor mu ?” sorusu dahi o kadar çabuk kullanıldı ve tüketildi ki bir anda o da klasik bir soru haline geldi.

Teknolojinin insan hayatının en mahrem yerlerine kadar girmiş en büyük ürününün internet olduğu su götürmez bir gerçek. Dünya üzerinde milyarları bulan kullanıcısı ile de en geniş çaplı mermi, en uzun menzilli silah da denebilir.

ICQ ve Messenger ile başlayan akım şimdilerde Youtube ,Myspace, Twitter ve Facebook ile devam ediyor. Bilgisayar başında geçirilen ortalama saat süresi hızla artıyor. Merak duygusunu “Ne olmuş, ne bitmiş” gibi tamamen magazinsel dürtüler besliyor.Hayatımızın her alanını bir merak çemberi çevreliyor, dört bir yanımızı magazin ağı örüyor.

Bu merak çılgınlığının son halkası ise malum “Facebook”. İnternet üzerinde kurulmuş sanal arkadaşlık ağları da denebilir. Sıkça duyduğumuz üzere “sen ne diyosun , feysbuk ta ilkokul arkadaşımı buldum aaabi” ve benzeri slogonlar ile ülkemizde diğer ülkelere nazaran çok daha hızlı yayılmış bir akım. İnsanlara kendilerini olduklarından çok daha farklı gösterebilecekleri, zihinlerde farklı duruşlara işaret edebilecekleri, sosyal mesaj verme dürtülerini tatmin edebilecekleri, ünlerine ün, şöhretlerine şöhret ve karizmalarına karizma katabilecekleri bir meydan, bir sanal arena daha çıkmış oldu. Yüzlerce resim içeresinden seçilmiş nadide resimler ile “vayy be, bizim ali ye bak, nolmuş lan buna“ yada “şu çakma Avril duruşlu kız Ayşe değil mi lan” gibilerinden cümleleri sık sık duymuşuzudur ya da arkadaş listesinin kabarıklığı ile belli etmemeyi de içine alan bir pişkinlikle övünmeleri.

Bir de meşhur eski mahalle arkadaşlarını , ilkokul arkadaşlarını bulma hadisesi vardır. Sokakta birbirlerini gördüklerinde kuracakları cümle sayısı “Ne haber“ ve “Mutlaka görüşelim” dahil 5 i geçmeyecek insanlar birbirilerini “Friend” olarak eklediklerinde mutlu oluveriyolar. Veya Lise den beri bir kere olsun aramak aklına dahi gelmeyen adamları orada görünce çocuksu bir sevinç kaplıyor içlerini. Aslında bu sevincin sebebi gayet açık. Bahsi geçen arkadaş artık elinin altında bulunmuş olacak. Her ne zaman isterse onu dürtebilecek, mesaj atabilecek, kullanıcı bilgilerini ve kişisel resimlerini inceleyebilecek. “Anında iletişim” kurabilecek. Ona dair herhangi bir bilinmezlik olmadığından ayrı bir ilgi göstermesi, emek sarfetmesi gerekmeyecek. Kısacası artık cepte, elde, çantada veya her neredeyse orda olmuş olacak artık.

Bir de meşhur facebook grupları vardır. Hayatta ticari zekayı kısa yoldan zengin olmakla eşdeğer görenler, bu ortamda da ne kadar çabuk popüler bir grup kurabilirim ile bağdaştırıyolar. ”Facebook ta 100 bin Fenerli veya Beşiktaşlı veya Galatasaraylı vardır”, “Atatürk ün ölmediğine inanan 1 milyon Türk vardır” gibilerinden zeka fışkıran grup isimleri, oluşumlar bulmak hiç de zor değildir.

Özel hayatımızın bu kadar didik didik edilmesine nasıl böylesine izin veririz onu da anlamak mümkün değildir. Kim kimin arkadaşı, kim kimle daha önceden çıkmışmış meğer, filanın arkadaşı aynı zamanda filanın da arkadaşı imiş. İnternet kişisel bilgilerimizi gözümüzü kırpmadan sağa sola, hatta boş bulduğumuz her forma girdiğimiz bir güveni verir hale nasıl geldi ? Sokakta veya telefonda bir pazarlamacı, bir anketör bize adımızı soyadımızı sorduğunda önce bir tereddüt ederiz, şöyle bir süzeriz ses tonunu, belki de söylemeyiz bile kişisel tek bir bilgimizi. Nedense iş sanal ortama dökülünce birden yelkenleri suya indiriveriyoruz. Kime pazarlıyoruz kendimizi ? Kimlere “ben buradayım” diyoruz. Kimler de bizi tanısın istiyoruz ? Popüler olmanın tadına mı bakmak istiyoruz ucundan kıyısından ? Yoksa dünyamızı çoktan sanal ve gerçek olmak üzere ikiye mi böldük ? Birden fazla, hatta bir çok karakter mi taşıyoruz ceplerimizde ve sonra istediğimize mi bürünüveriyoruz ?

Hayatımızın giderek magazin kuşağı halini alışının son perdesidir Facebook. Bizi bilgisayar başına yapıştıran bir başka yapıştırıcıdır Facebook. Binler, onbinlerce memur tutsalar elde edemeyecekleri istatistiksel verileri, kişisel bilgileri, mail adreslerini bir site aracılığı ile cebe indirmenin diğer adıdır Facebook. İnternet ağına gereksiz ve bir o kadar ağır bir yük daha bindirmedir Facebook. Sorumluluklardan kaçıştır, öğrenmekten, araştırmaktan kaçıştır Facebook. Kahvaltı sonrası ve 5 çayı kuşağı kadın programlarıdır Facebook. Sanal sosyalliklerin insanlar arası gerçek iletişime, gerçek arkadaşlıklara vurduğu bir baltadır Facebook. Olanı biteni izlemektir , olana bitene bakmaktır, olana bitene meraktır.

Kısacası Anti Facebook !

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmailFacebooktwittergoogle_pluslinkedinmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir